illuminati etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
illuminati etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2015 Pazar

MK ULTRA ve MONARCH PROJESİ: KÖKENLERİ VE TEKNİKLERİ


Monarch Programlama bir çok organizasyonun gizli amaçlar için kullandığı bir zihin kontrol metodudur. CIA tarafından geliştirilmiş zihin kontrol programı olan MK-ULTRA projesinin devamıdır ve orduda ve siviller üzerinde test edilmiştir. Metodları akıl almaz derecede sadistçedir (kurbanda travma yaratma amaçlıdır) ve beklenen sonuçlar korkunçtur: Kontrolcü tarafından herhangi bir zamanda herhangi bir eylemi gerçekleştirmek için tetiklenebilen zihni kontrol edilen bir köle yaratmak. Medya bu konuyu görmezden gelsede, 2 milyondan fazla Amerikalı dehşet verici bu programdan geçmiştir. Bu makale Monarch Programlamanın kökenleri, metodları ve sembolizmi ile ilgilidir.

Monarch Programlama Satanic Ritual Abuse, SRA (Satanic Ritüel Taciz) ve Multiple Personality Disorder, MPD (Çoklu Kişilik Bozukluğu) elementlerini içeren bir zihin kontrol tekniğidir. Bu program kölelerde kontrolcü tarafından tetiklenip programlanabilen alter persona yaratmak için psikoloji, nörobilim ve okült ritüellerinin bir karışımını kullanır. Monarch köleler dünya elitleri ile bağlantılı bazı organizasyonlar tarafından askeri, seks köleliği ve eğlence sektörü gibi alanlarda kullanılır.

                 Monarch ifade eden kurbanlardan bir kaç örnek:
BRİTNEY SPEARS


MİLEY CYRUS

BEYONCE

KATY PERRY


KÖKENLERİ
Tarihte zihin kontrolüne benzeyen ritüel ve pratikleri anlatan bir kaç olay kayıt edilmiştir. Zihin manipülasyonu için okültizm kullanıldığına işaret eden ilk yazılı belgelerden biri Mısır’ın Ölüler Kitabıdır. Bu kitap bugün gizli örgütler tarafından dikkatle incelenen, sonuç olarak inisiyenin tamamen köleleştirilmesi ile sonuçlanan işkence ve korkutma metodlarını (travma yaratmak için), uyuşturucu kullanımını ve büyülü sözleri (hipnotizm) içeren ritüellerden oluşur. Kara büyü, sihir ve iblis sahiplenmesi gibi olaylar da Monarch Programlamanın ilk uygulamalarıdır.

Ancak zihin kontrolü 20. Yüzyılda binlerce deneğin sistemli olarak izlendiği, kayıt edildiği ve denendiği modern bilim dalı haline geldi.
Travma bazlı zihin kontrolü ile ilgili ilk metodik çalışmalardan biri nazi kamplarında çalışan fizikçi Josef Mengele tarafından yapılmıştır. Bu kişi ilk ününü kampa gelenlerin hangilerinin öleceğine, hangilerinin iş gücü olacağına karar veren SS fizikçisi olarak yapmıştır. Fakat daha çok kamptakilere, çocuklar dahil, yaptığı korkunç deneylerle ünlüdür ve bu nedenle ‘’ölüm meleği’’ olarak bilinir.

Ancak yaptığı çalışmaların bir kısmı zihin kontrolü üzerinedir. Bu konu ile ilgili çalışmalarına müttefikler tarafından el konmuştur.
‘’Dr Green (Dr. Joseph Mengel): Eski Nazi Kampı doktoru, en önemli programcılardan, hatta belki Monarch Programlamanın babası diyebiliriz Joseph Mengele için. ABD’ deki binlerce zihin kontrollü kölenin şef programcısı Dr Green’dir.’’ [Fritz Springmeier, The Illuminati Formula to Create a Mind Control Slave] (Zihin kontrollü köle yaratmak için illüminati formülü)
Dr Mengele’nin görevi travma bazlı Monarch Proje ve CIA’nin MK Ultra zihin kontrol programını geliştirmekti. Mengele ve yaklaşık 5000 yüksek rütbeli nazi ikinci dünya savaşından sonra gizlice Amerika’ya ve Güney Amerika’ya getirilmişti. Naziler gizli yeraltı askeri üslerde zihin kontrolü ve füze teknolojileri geliştirme çalışmalarına devam ettiler. Bize, eski nazi yıldız Warner Von Braun gibiler tarafından söylenen yalnızca füze çalışmalarıydı. Masum insanları öldüren, işkence eden, susturanlar gözden uzak tutulmuş, fakat çalışmalarına, binlerce kaçırılmış çocuğun götürülüp kafeslere kapatıldığı gizli yeraltı üslerinde devam etmiştir. Bu çocuklar Mengele’nin zihin kontrol teknolojilerini geliştirmesi için kullanılmıştır. Seçilen bazı çocuklar (en azından işlem sonrası sağ kalanlar) geleceğin, seks köleliği, suikast bigi işlerde kullanılan zihin konrollü köleleri olmuştur. Bu çocukların bir çoğu diğer çocukların önünde yada onlar tarafından, seçilenlerde travma yaratmak için kesilmiştir. (Ken Adachi, Mind Control the Ultimate Terror)
Mengele’nin araştırmaları gizli ve yasadışı CIA programı olan MK-Ultra’nın başlangıç olmuştur.

MK-ULTRA
MK-Ultra projesi 1950’lerden 1960’ların sonlarına kadar uygulanmış, Amerikalı ve Kanadalılar denek olarak kullanılmıştır. Yayınlanmış kaynaklar MK-Ultra projesinin kişisel mental durumları ve alter beyin fonksiyonlarını manipüle etmek için, uyuşturucu, diğer kimyasallar, duyusal algıları yoketme, izolasyon ve fiziksel ve sözel taciz gibi çeşitli metodlar kullanmıştır.
MK-Ultra tarafından uygulanan ve en çok yayınlanan deney, reaksiyonlarını ölçmek için, CIA çalışanları, askeri personel, doktorlar ve diğer hükümet görevlileri, hayat kadınları, akıl hastaları gibi habersiz insanlar üzerinde LSD kullanımıdır.

MK-Ultranın deneyleri çocuklar dahil bir çok denek üzerinde elektroşok, fiziksel ve mental işkence olarak devam etmiştir.
Projenin amacı düşmanlar üzerinde işkence ve sorgu yöntemleri geliştirmek olarak açıklanmış olsa da bazı tarihçiler projenin suikast ve diğer gizli görevler için programlanmış ‘’Manchrian Candidates’’ yaratmak olduğunu söylemiştir.
MK-Ultra çeşitli komisyonlar tarafından 1970’lerde gündeme getirilmiştir. Bu komisyonlardan sonra CIA’nin programı durdurduğu açıklanmış olsa da bazı fısıltılara göre program yeraltına inmiş ve Monarch Programlama olarak devam etmiştir.
Bir hükümet yetkilisi tarafından Monarch Projesinin varlığı ile ilgili en net açıklama The New Federalist gazetesi yazarı Anton Chaitkin’e yapılmıştır. Eski bir CIA direktörü William Colby’ye ‘’Monarch ile ilgili ne diyeceksiniz’’ diye sorulmuş ve kızgın bir şekilde ‘’Ona 1960, 1970’lerde son verdik’’ diye yanıtlamıştır. (Anton Chaitkin, ‘’Franklin Witnesses Implicate FBI and U.S. Elites in Torture and Murder of Chidren’’, The New Federalist)

MONARCH PROGRAMING
Monarch programın varlığı ile ilgili resmi bir kabul olmasa da, önemli araştırmacılar kurbanlar üzerinde zihin kontrol amaçlı sistematik travma kullanımını belgelediler. Bazı eski kurbanlar, kendilerine yardım eden terapistler sayesinde, kendilerini programdan kurtarıp geçtikleri dehşet verici işkenceleri açıkladılar.
Emirleri sorgulamayan, yaptıkları şeyleri sonradan hatırlamayan ve açığa çıktığında otomatik olarak intihar eden Monarch köleler belli görevler için bazı organizasyonlar tarafından kullanılıyor. Bunlar yüksek düzeyli suikastler (Sirhan Sirhan gibi), fuhuş, kölelik ve özel film yapımları için mükemmel günah keçileridir. Bu köleler ayrıca eğlence sektöründe mükemmel kukla oyunculardır.

‘’Şunu söyleyebilirim ki ritüel-taciz programı bu ülkede ve en az bir başka ülkede bulduğumuz, yaygın, sistematik, hiç bir yerde yayınlanmayan, herhangi bir kitapta veya tv showda bahsedilmeyen ezoterik bilgilerin organize edilmiş halidir.
İnsanlar ‘’Bunun amacı nedir’’ diyor. Benim tahminim fuhuş, film, uyuşturucu kaçakçılığı, silah kaçakçılığı gibi karlı işler yapacak binlerce robottan oluşan bir Manchurian Candidates ordusu istedikleri, ve tepedeki bazı megalomanyakların sonunda dünyayı yönetecek Şeytani Düzeni kuracaklarına inanmaları’’. (D. Corydon Hammond, Ph. D)

Monarch programcılar kurbanlarda, elektroşok, işkence, taciz ve akıl oyunları kullanarak derin travma yaratıp onları gerçekten kopmaya zorluyorlar – ki bu bazı insanlarda dayanılmaz acıya maruz kaldıklarında doğal olarak gelişir. Program için kurbanın gerçekten ayrılabilirliği gereklidir ve bu bir çok kuşaktan beri taciz edilmiş ailelerin çocuklarında daha kolay bulunur. Zihinsel kopma kontolcünün kurbanın ruhunda, istenildiği zaman programlanıp tetiklenebilen perdelenmiş başka bir kişilik yaratmasına olanak sağlar.

‘’Travma bazlı zihin kontrol programında kurbanın bilinçli proses yeteneği (acı, terör, uyuşturucu, illüzyon, duyuların kesilmesi, aşırı uyarma, oksijen kısıtlaması, soğuk, sıcak, döndürme, beyin uyarımı, ölüme yakınlaştırma gibi yöntemlerle) sistematik işkence ile bloke edilir ve kurbana, kontrolcünün amaçları doğrultusunda düşünceler, emirler ve görüşler yüklenir ve kurbanı kontrolcünün amaçları doğrultusunda düşünmeye, hissetmeye, davranmaya zorlayan klasik veya operasyonel şartlandırma yapılır. Amaç kurbanın, kendi ahlak kurallarına, inançlarına, iradesine ters gelen emirleri dahi bilinçsizce yerine getirmesidir.
Zihin kontrol programının tatbiki kurbanın, perdelenmiş yeni bir kişilik ortaya çıkmasına izin veren zihin kopması kapasitesine bağlıdır. Halihazırda zihin kopması yaşayabilen çocuklar program için öncelikli adaylardır’’. (Ellen P. Lacter, Ph. D., The Relationship Between Mind Control Programing and Ritual Abuse)
Monarch zihin kontrolü çeşitli gruplar ve organizasyonlar tarafından gizlice kullanılmıştır. Fritz Springmeier’e göre bu gruplar ‘’Network’’ olarak bilinir ve Yeni Dünya Düzeninin bel kemiğini oluşturur.

KÖKENLERİ VE ADI
Monarch zihin kontrolü adını Monarch kelebeğinden alır. Bu kelebek hayatına (geliştirilmemiş potansiyeli temsil eden) tırtıl olarak başlar ve belli bir koza (programlama) döneminden sonra harika bir kelebek olarak (Monarch Köle) yeniden doğar. Monarch kelebeğinin bazı özellikleri zihin kontrolü için de geçerlidir.

‘’Monarch zihin kontrolü programının Monarch olarak isimlendirilmesinin ilk nedenlerinden birisi Monarch kelebeğidir. Monarch kelebeği nerede doğduğunu öğrenir (köklerini) ve bu bilgiyi genetik yolu ile gelecek nesillerine aktarır. Bu kelebek bilim adamlarını bilginin genetik olarak gelecek nesillere aktarıldığı konusunda uyandıran hayvanlardan biridir. Monarch programlama Illüminati ve Nazilerin genetik olarak Üstün ırk yaratma amaçlarına dayanır. Eğer bilgi genetik olarak geçebiliyorsa (ki geçiyor), o zaman Monarch zihin kontrolü için seçilen kurbanlara doğru bilgiyi geçirecek aileler bulunması önemlidir’’. (Ibid)
‘’Bir kişi elektroşokla uyarılmış bir travmaya maruz kaldığında bir hafifleme görülür; kelebek gibi uçuşuyormuş gibi bir his. Bu güzel hayvanın transformasyon veya metamorfoz (dönüşüm, başkalaşım) özelliklerinin de sembolik temsili vardır: tırtıldan kozaya (uyku, hareketsizlik), kozadan tekrar kökenine dönecek olan kelebeğe (yeni bir yaşam) dönüşüm. Bu göç kalıbı bu kelebeği benzersiz kılmaktadır’’. (Ron Patton, Project Monarch)

METOD
Kurban, ‘’master’’ ya da ‘’tanrı’’ olarak görülen programcı/kullanıcı tarafından ‘’köle’’ olarak adlandırılır. Acıya daha dayanıklı olduklarından ve erkeklere göre daha kolay gerçekten ayrışma yaşadıklarından kurbanların %75’i kadındır. Monarch programcılar ayrışma yaratacak travma kullanarak kurbannın ruhunu/aklını bölümlere ve ayrı kişiliklere ayırmaya çalışır.

Aşağıdakiler bu işkencelerden bazılarıdır:
1- Taciz ve işkence
2- Kutu, kafes, tabut gibi şeylere kapatılma veya bir borudan nefes alacak şekilde gömülme
3- İp, zincir veya kelepçe gibi şeylere tutsak edilme
4- Boğulmaya ramak kalana kadar suda tutma
5- Aşırı sıcak ve soğuğa maruz bırakma, özellikle buzlu suya veya yanan kimyasalların içine sokma
6- Ölüme sebebiyet vermemek için sadece üst derinin soyulması
7- Döndürme
8- Gözü kör edecek ışık tutma
9- Elektrik şoku
10- Dışkı, çiş, kan ve et gibi vücut atıklarını yedirme içirme
11- Kafaüstü veya acı verici şekilde asma
12- Aç ve susuz bırakma
13- Uykusuz bırakma
14- Ağırlıklar ve gereçlerle baskı
15- Duyulardan yoksun bırakma
16- İllüzyon, kafa karışıklığı ve unutkanlık yaratmak için uyuşturucu verilmesi.. genellikle iğne ile ve damardan
17- Acı ve hastalık yaratmak için toksik kimyasalların yedirilmesi veya enjekte edilmesi
18- Vücut organlarının çıkarılması veya yerinden oynatılması
19- Yılan, örümcek, kurt, fare gibi hayvanlarla korku ve iğrenme yaratma
20- Genellikle boğma yoluyla oksijensiz bırakarak ölüme yakın tecrübe yaşatma
21- Başka insanlara veya hayvanlara işkence yapmaya veya yapılmasını izlemeye zorlama, genellikle bıçak ile
22- Köleliğe katılmaya zorlama
23- Hamile bırakılıp ceninin ritüel için alınması, veya doğan bebeğin kurban veya kölelik için kullanılması
24- Kurbanın ruhlar veya şeytanlar tarafından sahiplenildiğini, rahatsız edildiğini ve kontrol edildiğini hissettirerek ruhsal taciz
25- Judeo-Christian inanışlara saygısızlık, şeytana ve diğer tanrılara yöneltme
26- Kurbanları tanrının kötü olduğuna inandırmak için taciz ve illüzyon… çocuğu kendisini tanrının taciz ettiğine inandırma
27- İşkence veya deney için ameliyat veya ruhsal ve bedensel bomba veya implant olduğuna inandırma
28- Aileye veya sevdiklerine zarar verme veya zarar verme ile tehdit etme
29- İnanırlığını yitirecek ve kafa karışıklığı yaratacak uydurulmuş şeyler ifşa etme.

(Ellen P. Lacter, Ph. D., Kinds of Torture Endured in Ritual Abuse and Trauma Based Mind Control)
‘’Monarch zihin kontrolünün başarısı, alter olarak adlandırılan, birbirlerinden haberi olmayan fakat beden farklı zamanlarda ele geçiren, farklı kişiliklerin veya kişilik bölümlerinin oluşturulabilmesine bağlıdır. Travma ile kurulan unutkanlık duvarları, tacizcinin ortaya çıkmasını ve bedene en fazla süreyle hakim olan asıl kişiliğin alt kişiliklerinin nasıl kullanıldığını öğrenmesini engelleyen bir gizlilik kalkanı oluşturur. Bu gizlilik kalkanı kült üyelerinin diğer insanlar arasında normal hayat ve işlerine devam etmesini sağlar ve yakalanmalarını önler. Asıl kişilik çok iyi bir dindar olabilir, fakat derindeki alt kişilikler hayal edilebilecek en kötü satanik canavarlar olabilir – Dr. Jekyll/Mr Hyde efekti. Köleyi kontrol eden okült grup veya gizli servisin gizliliğini korumak için çok tehlike göze alınır. Bu programlamanın başarı oranı yüksektir, fakat başarısızlık durumunda programlanamayan kurban öldürülür. Her travma ve işkence bir amaca hizmet eder. Ne yapılabileceği ya da yapılamayacağını bulmak için çok fazla deney ve araştırma yapılmıştır. Belli yaşta ve belli ağırlıktaki bedenlerin ölmeden ne kadar işkence kaldırabileceklerine dair çizelgeler yapılmıştır’’. (Springmeier, op. Cit.)

‘’Elektroşok, taciz ve diğer metodlarla oluşturulan derin travma sonucu zihin özünden ayrılıp alternatif kişilikler oluşturur. Eskiden Çoklu Kişilik Bozukluğu olarak adlandırılan, şimdi Ayrılmış Kimlik Bozukluğu olarak tanımlanan bu durum Monarch programlamanın temelidir. İleriki aşamalarda, beyin fonksiyonlarını etkileyen çeşitli uyuşturucular eşliğinde, hipnoz, çift taraflı baskı, haz-acı dönüşümleri, yiyecek, içecek, uyku ve duyu kısıtlamaları ile kurbanın zihni şartlandırılır’’. (Patton, op. Cit.)

Kişilik bölünmesi sistematik taciz ve dehşet verici gizli ritüeller yolu ile kurbanda travma yaratılarak elde edilir. Öz kişilikte bir bölünme oluştuğunda, ‘’içsel bir dünya’’ yaratılır ve alt kişilikler müzik, film (özellikle Disney prodüksiyonları) ve masallar kullanılarak programlanabilir. Bu görsel ve işitsel araçlar programlamanın görüntüler, semboller, anlamlar ve konseptler kullanılarak geliştirilmesini sağlar. Programlayıcı daha sonra yaratılan alt kişiliklere daha önce programlanmış tetikleyici kelimeler ve sembolleri kullanarak giriş yapar. Zihni kontrol edilen köleler tarafından en çok görülen içsel görüntülerden bazıları, ağaçlar, Kabala Yaşam Ağacı, sonsuzluk işareti, antik sembol ve harfler, örümcek ağları, aynalar, cam kırılması, maskeler, kaleler, labirentler, iblisler, kelebekler, kum saatleri, saatler ve robotlardır. Bu semboller sıkça popüler filmlerin ve videoların içine iki sebeple yerleştirilir: bilinçaltı ve nöro-linguistik programlarla halkın hassasiyetini ortadan kaldırmak ve çok hassas olan programlanmış Monarch çocuklara belli tetikleyici ve anahtarlar oluşturmak. Monarch programlama için kullanılan filmlerden bazıları, The Wizard of Oz (Oz Büyücüsü), Alice in Wonderland (Alis Harikalar Diyarında), Pinocchio (Pinokyo) ve Sleeping Beauty (Uyuyan Güzel) dir.

Her bir durumda köleye filmin hikayesinin belli bir açıklaması verilir. Örneğin, The Wizard of Oz’u seyreden bir köleye ‘’gökkuşağının üzerindeki bir yer’’in travma ile ayrıştırılmış kölenin kendisine uygulanan dayanılmaz acılardan kurtulmak için gitmesi gereken ‘’mutlu bir yer’’ olduğu öğretilir. Filmi kullanarak programcı köleyi ‘’gökkuşağının üzerine’’ gitmeye ve ayrışmaya teşvik eder ve böylece zihinlerini bedenlerinden ayırır.
‘’Daha önce söylendiği gibi, hipnozcu nasıl yapıldığını biliyorsa çocukları hipnoz etmeyi daha kolay bulur. Etkili olan bir yöntem küçük çocuklara ‘’beğendiğin bir tv şovunu izlediğini düşün’’ dür. Bu nedenle Disney filmleri ve diğer şovlar programcılar için çok önemlidir. Çocuğun zihnini istedikleri yönde ayrıştırmak için mükemmel hipnotik araçlardır. Programcılar başından beri filmleri çocukların hipnotik senaryoları öğrenmesi için kullanmaktadır. Çünkü çocuklar hipnotik prosesin bir parçası olmak zorundadır. Eğer hipnozcu çocuğa kendi hayal gücünü oluşturmasına izin verirse, hipnoz telkinleri daha güçlü olacaktır. Çocuğa köpeğin rengini söylemek yerine programcı çocuğa sorabilir. Çocuğa gösterilen kitap ve filmler burada çocuğun zihninin istenen yöne döndürülmesine yarar. Çocuğa konuşan bir hipnozcu ses tonunu değiştirmemeye ve yumuşak geçişler yapmaya çok dikkat etmelidir. Bir çok Disney filmi programlama için kullanılmıştır. Bazıları özellikle zihin kontrolü için yapılmıştır.’’ (Springmeier, op. Cit.)

MONARCH PROGRAMLAMA SEVİYELERİ
Monarch programlama seviyeleri kölelerin ‘’fonksiyon’’larını belirler ve bunlarla bağlantılı beyin dalgalarına (EEG) göre adlandırılır.
Alpha Program: Genel veya sıradan programlama olarak anılıyor.. karakteristikleri, fiziksel gücün ve görsel hafızanın eşlik ettiği aşırı hafıza yeteneği… Alfa programlama kurbanın kişiliği, nöron yollarının stimulasyonu yoluyla sol beyin ve sağ beynin ayrılıp, programlanmış olarak tekrar birleştirilmesi yoluyla, kasıtlı olarak alt kişiliklere bölünerek yapılıyor.
Beta Program: Seks köleleri yaratmak için kullanılıyor. Bu program bütün ahlaki değerlerin yokedilmesine ve sınırsız hayvani içgüdülerin stimülasyonuna dayanıyor. ‘Kedi’ programı bölünmeleri bu seviyededir. Kitten programlama olarak bilinen programlama bazı ünlü kadın oyuncularda, şarkıcılarda açıkça görülmektedir. Popüler kültürde kedi desenli giysiler genellikle Kitten programlamayı gösterir.

Delta Programlama: Killer programlama olarak bilinmektedir ve ilk olarak özel ajanlar ve elit askerler yetiştirmek için kullanılmıştır (delta force, mossad gibi).. Kurbanlarda maksimum adrenalin ve kontrol edilen agresiflik görülmektedir. Kurbanlar korkusuz ve görevi yerine getirmede çok sistematiktir. Kendi kendini yoketme, intihar programları bu seviyede yerleştirilmektedir.

Theta Programlama: Psişik programlama… Multi-generasyon satanik kandan gelenler diğer insanlar göre üstün telepatik yetenekleri sergilemeye kararlıdır. Bu programlama biomedikal human telemetri cihazı (beyin implant), mikrodalgalar kullanılarak yapılan direk-enerji laserleri gibi geliştirilmiş elektronik beyin kontrol sistemleri ile yapılmaktadır. Bunların çok gelişmiş bilgisayarlar ve uydu sistemleri ile birlikte kullanıldıkları rapor edilmiştir. (Patton, op. Cit.)

SONUÇ
Monarch kölelerin maruz kaldığı vahşeti açıklarken tarafsız kalmak çok güçtür. Ünlü bilim adamları ve yüksek düzeyli resmi kişiler tarafından kurbanlara uygulanan aşırı şiddet, taciz, işkence ve sadistik oyunlar hakim güçler arasında ‘’karanlık bir taraf’’ olduğunu kanıtlamaktadır. Açıklananlara, belgelere ve söylenenlere rağmen, halkın büyük çoğunluğu konuyu bütün olarak görmezden gelmektedir. 1947’den beri Amerika’da 2 milyondan fazla insan travma bazlı zihin kontrolü ile programlanmıştır ve CIA 1970’te zihin kontrol projelerini halka açıklamıştır. Manchurian Candidate (Mançuryalı Aday) direkt olarak konuyla ilgilidir ve hatta elektroşok, tetikleyici kelimeler, mikroçip takılması gibi teknikleri de göstermektedir. Tv ve sinemalarda gördüğümüz bazı ünlüler zihin kontrol köleleridir. Candy Jones, Celia Imrie ve Sirhan Sirhan gibi bazı ünlü kişiler kendilerinin zihin kontrol deneylerini açıklamıştır… ve hala halk bunun ‘’olamayacağını’’ iddia etmektedir.


30 Aralık 2013 Pazartesi

ROCKEFELLER'DEN YÜZYILIN İTİRAFI bölüm 2


TÜRKİYE BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ… SU KAYNAKLARININ ÖNEMLİ BİR KISMI BURADA
Rockefeller de sözü devralarak başlıyor;
Türkiye hakkında biraz daha durmak istiyorum; çünkü dünyadaki en stratejik konumdaki ülkedir ve bizim için çok önemlidir. Nedenlerine gelince:
Bir kere Büyük İsrail Devleti topraklarının su kaynaklarının önemli bir kısmı şu anda Türkiye’ye aittir.
İkincisi, Müslüman ve demokratik bir ülke olarak bu konuda öncü bir ülkedir. İslamiyeti yıkmak istiyorsak önce Türkiye’den başlamalıyız.
Üçüncüsü, Avrupa ve Asya arasında bir köprü durumdadır.

Maden, petrol, doğalgaz gibi zengin yer altı kaynaklarına sahip Ortadoğu ve Kafkasya’ya hakim olmak istiyorsak bu ülke elimizin içinde olmalıdır. Ortadoğu hemen hemen elimizde sayılır. Kafkasya ve Orta Asya’daki diğer Türk devletleri de yakında darbelerle kargaşaya boğulacaklar ve avucumuzun içine düşecekler. Bu Türkler aslında birleşip bir araya gelseler karşılarında hiçbir güç duramaz. Bu yüzden böyle bir olasılığa karşı, ajanlarımız her an tetikte bekliyorlar. Türk devletlerinde kilit mevkilerdeki adamlarımız, aralarında en ufak bir yakınlaşma sezdiklerinde hemen istikrarı bozacak olaylar ve darbelerle bunu önlüyorlar.



EN ÖNEMLİSİ, TÜRKLER MEDENİYETİN BEŞİĞİDİR VE KÖKENLERİ SÜMERLERE KADAR DAYANIR
Dördüncüsü, ülke bor madenleri bakımından dünyanın en zengin ülkesidir ve bu maden dünyada yakın bir gelecekte, petrolden bile daha önemli bir hale gelecek.
Beşincisi ve belki de en önemli olanı Türkler medeniyetin beşiğidir. Türkler, Milattan Önce 4.000’lerde Orta Asya’da yaşayan büyük bir felaketten sonra yaşadıkları yerleri terk edip, Mezopotamya’ya ve Rusya üzerinden Avrupa’ya gelen Aryanlar, yani dünyadaki en medeni olarak kabul ettiğimiz Ari Irk’tandırlar ve Avrupa’daki Finliler, Macarlar gibi bazı uluslar Türk kökenlidir. Ayrıca Anadolu’da büyük uygarlıklar kuran Hititler ve Asurlular’ın da Türk kökenli olma ihtimali yüksektir.
Milattan Önce 3.500 yıllarında Mezopotamya’da yaşamış olan Sümerler ilk yazıyı bulan, toplumda adaleti sağlamak için ilk yasaları çıkaran ve mahkemeleri kuran, ilk para kullanan ve vergi toplaya, ilk okul açan ve tekerleği bulan ulustur: yani dünya medeniyetinin başlangıç noktasıdır ve soyları tarihçilerimizin araştırmalarına göre Türk kökenli insanlardır. Çünkü Sümerler o bölgenin yerli halkı değildirler; yani göçebedirler ve tarihçilerimizin araştırmalarına göre “kız” manasına gelen “kır” kelimesi, “öküz” manasına gelen “ökür” kelimesi gibi bugüne kadar çözülebilen 1000 civarında Sümerce kelime ve “Ayağını yere sıkı bas, Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır, Sel gibi silip süpürmek, Yağ gibi erimek” gibi yüzlerce atasözü bugün Türkçe’de kullanılmaktadır. Sümerlerin Ay Tanrısı’nın simgesi olan “Yarımay”, bugün Türk bayrağında kullanılmaktadır. Roma ve Yunan medeniyetleri Sümerlerden oldukça fazla faydalanmışlardır; mesela yapılarındaki süslemeleri ve Tanrıları Sümer tapınaklarından gelir.
Fakat biz bunu örtbas etmek için, Milattan Önce 2.000 yıllarında, yani Sümerlerden 1.500 yıl sonra başlamış olmasına ve Yunan medeniyetini, dünyadaki ilk medeniyet olarak dünyaya tanıttık. Daha da ilginç olanı, Yunanlılardan önce Mısır Medeniyeti başlamıştır; ama onlar da ancak Sümerlerden 1000 sene sonra piramitlerini yapabilecek uygarlık düzeyine gelebilmişlerdir. Mayalar ve İknalar; Sümerlerden 2000 sene sonra ziguratlarını aynı biçimde yapmışlardır.


MEDENİYETİN BEŞİĞİ OLARAK TÜRKLERİ KABUL EDEMEZDİK, BU MİRASA EL KOYMALIYDIK
Medeniyetin beşiği olarak Türkleri kabul edemezdik; tam aksine binbir entrika ile bu kültür miraslarına el koyarak biz onları bütün dünyaya barbar, hak hukuk tanımayan bir toplum olarak tanıttık ve bunda da oldukça başarılı olduk. Sümer Kralları Urukagina ve Urnammu, çok tanrılı bir toplum kurarak, insanlar arasında adaleti sağlamak ve haksızlıkları önlemek için yasalar çıkararak, çağımız toplumlarına öncü olurlarken, bugün tek tanrılı bir toplum olan Türkiye’de bizim çalışmalarımız sonucu, fuhuş, rüşvet, hırsızlık, haksız kazanç ve gelir dağılımı aşırı düzeylerdir.
Aslında insanlar tarih kitaplarını açıp okusalar, bütün gerçeği görecekler ama insanoğlu için duyduğuna inanmak yeterlidir, okumak çok zor gelir.
Ben de o ana kadar en medeni ulus olarak İngilizleri görüyordum. Duydukları hiç hoşuma gitmeyince konuyu değiştirmek istedim.


OSMANLI’YI YIKMAK ZOR OLMADI
“Dünya ülkelerini nasıl ele geçirmeyi düşünüyorsunuz?” diye sordum. Rothschild kendimden emin bir tavırla konuşmayı sürdürdü.
Rothschild: Sana tarihten örnekler vererek gücümüzü göstermek istiyorum; Birinci Dünya Savaşı, Avrupa’da bize karşı olan imparatorlukları dağıtmak ve en önemlisi Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalayarak Ortadoğu’daki petrol yataklarını ele geçirmek ve İsrail devletinin yolunu açmak için çıkarılmıştı. İsrail devletinin kurucusu sayılan Theodor Herlz, o zamanki Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’e giderek, bizim ailemizin desteğiyle Filistin topraklarını satın almak istedi. Fakat padişah bize karşı çıktı. Bizim için Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmak çok zor olmadı. Çünkü padişahlar genellikle Türk kadınları yerine, fethettikleri ülkelerden köle olarak getirdikleri başka din ve ırklara mensup kadınlarla evleniyorlardı. Tabii Hürem Sultan gibi bu kadınlar zamanla ülke yönetiminde söz sahibi oldular ve kendileri gibi yabancı kökenli adamlarıyla bizim istediğimiz gibi, ülkeyi yıkıma götüren bir şekilde yönetmeye başladılar. Padişahlar ise devlet yönetiminin emin ellerde olduğu düşüncesiyle zevk ve sefaya dalmışlardı. Bu da Osmanlı’nın çöküş devrini başlattı. Mason örgütleri tarafından kışkırtılan insanların çıkardıkları isyanlarla topraklar kaybedilmeye başlandı. Hazine plansız harcamalarla tüketildi. Savaş sonunda hedefimize ulaşmamıza az kalmıştı; ama Atatürk adında bir lider ortaya çıkarak planlarımızı bir süreliğine ertelememize neden oldu. Tabii ki sonuçta bizim finans ve silah sanayi şirketlerimiz servetlerini onlarca kez katladılar. I. Dünya Savaşı sonunda Monarşizm tez olarak, Demokrasi antitez olarak, Komünizm’i yani sentezi oluşturdu.


HİTLER, BİZİM TARAFIMIZDAN GETİRİLDİ, ÇÜNKÜ BURADAKİ YAHUDİLER İSRAİL DEVLETİNİ KURMAYA YARDIMCI OLMADILAR
İkinci Dünya Savaşı’nın asıl sebebi şu an olduğu gibi dünyada başlayan ekonomik krizlerdi; diğer bir önemli neden ise Diaspora’nın yani kutsal topraklar dışında yaşayan Yahudilerin, yeni İsrail devletini kurmaya yardımcı olmamaları ve bu ülkeye dönmeyi kabul etmemeleriydi. Hitler’in bulunduğu mevkiye gelmesi ve Alman ulusunu büyülemesi, yine bizim tarafımızdan aldığı mali yardımlar sayesinde olmuştur. Harriman, Guaranty tröstü gibi Amerikan finans devleri, Alman çelik kralı Thyssen’ın mali yardımları ve Thule Örgütü’nün desteğiyle Hitler, dünya savaşı başlatacak güce erişiyordu. Bu iş için Hitler seçilmişti; çünkü Yahudilerden nefret ediyordu. Sebebi ise, babaannesi o zamanlar zengin bir Yahudinin yanında hizmetçi olarak çalışıyordu ve babaannesi bu Yahudi patronu tarafından hamile bırakılmış, durumdan haberdar olan evin hanımı tarafından evden kovulmuştu. Babaanne kucağında bir bebek ile, yani Hitler’in babasıyla, başka bir iş bulamayınca koyu Katolik olan baba evine geri dönmüştü. Hitler zamanla bu gerçeği öğrenmiş, Yahudilere kin duymaya başlamıştı. İsrail topraklarına dönmemekte ısrar eden Yahudileri korkutmak amacıyla birkaç katliama izin verildi ve söylenenden çok daha az kişinin öldüğü bu katliamlar kullanılarak sözde milyonların yok edildiği Yahudi katliamı senaryoları üretildi. Şimdi aynı katliam senaryosu Ermeni Soykırımı adı altında Türklere uygulanmaktadır. Bu saçma soykırım masalı Türklere yüklenecek ve böylece Türkiye yüz milyarlarca dolar tazminat ödemek zorunda kalacak. Bu da Türk ekonomisi için büyük bir darbe olacaktır.

ATOM BOMBASI, YAHUDİLERİN YAŞADIĞI ALMANYA’YA ATILAMAZDI, BU NEDENLE JAPONYA KIŞKIRTILDI
Almanlar’dan nefret eden o zaman ki Siyonist başkanımız Einstein’ın Amerikan Başkanı Roosevelt’e bir öneri mektubu göndermesiyle atom bombası çalışmaları Manhattan Projesi altında başlatılmış ve kısa sürede sonuç alınmıştı. Ama bir sorun vardı, bu bomba çok güçlüydü ve deneme yapılabilmesi için Amerika’nın halkın desteğiyle savaşa girmesi gerekiyordu. Ayrıca Alman şehirlerinde çok sayıda Yahudi yaşıyordu; bu ülkeye atom bombası atılamazdı. Japonlar kışkırtıldı ve daha önceden haber alınmasına rağmen, halkın duygularıyla oynanarak desteğinin kazanabilmesi için yüzlerce Amerikan askerinin ölmesiyle sonuçlanan Pearl Harbor baskınına göz yumulmuş ve bu sorun da aşılmış oluyordu.


İSRAİL DEVLETİ, ROTSCHILD AİLESİ’NİN CÖMERT MALİ DESTEĞİ İLE KURULDU
Ve böylece Büyük İsrail İmparatorluğu’nun temelini oluşturan İsrail Devleti 1948 yılında Rotschild Ailesi’nin cömert mali desteğiyle kuruldu. Ordo Ab Chaos yine işe yaramıştı. Bu arada savaşta iflas eden ülkelerin ekonomilerinin düzeltilmeleri için Harriman, Rockefeller, Vanderblit ve Rothschild finans kurumlarından aldıkları borç paralar devreye giriyordu.

SOVYETLER BİRLİĞİ’NE YETERİ KADAR ÜLKE TAHSİS EDİLMİŞ, MALİ DESTEK VERİLMİŞTİ
Sovyetler Birliği, Hegel Diyalektiği gereği bir karşıt güç yaratılması gerektiği için, Amerikan International Barnsdall Corporation şirketinin verdiği ekipman ve yine Amerikan W.A Harriman Company ve Guaranty Tröstü tarafından verilen mali desteklerle petrol kuyuları ve maden yatakları açarak, ekonomisini geliştirdi. Bu arada dünya ülkeleri komünizm ve kapitalizm arasında seçimlerini yapmaya başlamışlar; Sovyetler Birliği’ne kapitalizmi savunan bizlere karşı eşit bir güç oluşturması ve bu oyunun sürdürülebilmesi için yeteri kadar ülke tahsis edilmişti.

ÇİN, HENÜZ KONTROL EDEMEDİĞİMİZ BİR ÜLKE AMA ABD EKONOMİSİNE KATKISI BÜYÜK
Çin ise Amerikan Bechtel Corporation’ın verdiği teknoloji ve beyin gücüyle süper bir güç haline geldi. Bu ülke henüz kontrol edemediğimiz, dünyadaki tek ülke. Fakat Amerikan ekonomisine büyük katkıda bulunuyorlar; çünkü iş gücü çok ucuz, ayda 30 dolara çalışacak işçi bulmak bizim ülkelerimizde patronların en tatlı rüyası olurdu.

VİETNAM, KORE, KAMBOÇYA, TAYLAND, ENDONEZYA, AFGANİSTAN, İRAN-IRAK, YUGOSLAVYA SAVAŞ ENDÜSTRİSİ’NİN DENEME VE GELİŞMESİNE YARADI
Size dünyadan kısa örnekler vererek konuşmamıza devam edeceğim;

Vietnam savaşında, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği silah endüstrileri, yeni imal ettiği silahları deneme fırsatı bulmuştu ve silah sanayisini canlandırmak için devlet, eskileri kullanarak elden çıkarmıştı. ‘Agent Orange’ adlı kimyasal silah ile bu zehirin bitkiler üzerinde ölümcül etkileri görülmüş oldu. Bir ülke ekonomisi batağa sürüklendi.
Kore savaşı ile bu ülke iyiye bölündü ve kalkınma hayalleri suya düştü. Böylece ülke ekonomisi tahrip edildi. Ayrıca bu ülkede mikrop bombaları ve dioksin gibi çeşitli zehirler ile biyolojik savaş denemeleri yapıldı.
Kamboçya’da Amerika ile ticaret yapmayı reddeden lider Sihanuk 1970 yılında bir darbe ile devrildi ve yerlerine ülkeyi kaosa sürükleyen Pol Pot ve Kızıl Kmerler geçirildi.
Tayland’da yine ülke yönetimi devrilerek yerine diktatörlük rejimi kuruldu. Ülke ekonomisi yıllarca bize çalıştı.
Endonezya devlet başkanı Suharto 1957-58 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri’nin verdiği silahlarla Doğu Timor’u işgal etti ve yıllarca sürecek bir kaos yarattı, binlerce insan öldü.
Afganistan savaşı Ruslara silah sanayisini geliştirmek için büyük fırsatlar sunmuştur. Biz de yeni üretilen silahların etkilerini deneyebilmek için büyük bir fırsat yakalamıştık. Ayrıca ülke çok zengin yer altı kaynaklarına sahiptir. Afganistan yönetimi şu anda tamamen bizim kontrolümüz altındadır.
İran-Irak savaşı Saddam’a büyük vaatler yapılarak başlatıldı. İlk iş olarak birbirlerinin petrol kuyularını ve tesislerini bombaladılar. Tabii sonunda petrol zengini bu iki bizlerden daha fazla silah satın alıp savaşı kazanabilmek için ülke ekonomilerini iflas ettirecek düzeye getirdiler. Sonuçta bütün şehirleri ve petrol tesisleri yine bizler tarafından yeniden kurulacaktı. Bu de yine bizlerden daha fazla borç almakla mümkün oluyordu.
Saddam dolduruşa getirilerek başlatılan 1990 yılındaki Körfez savaşı, ile ırak ekonomisi bir kez daha çökertildi; Kuveyt’i tekrar inşa etmek için milyarlarca dolarlık iş bağlantıları yapıldı; Amerikan askerleri bölgeye ilelebet yerleşti. Bu savaşta test amacıyla tüketilmiş uranyum bombaları kullanıldı. Bu bombalar, etkisi yıllarca sürecek radyoaktif maddeler yayarak bölgedeki yüz binlerce insanın, tabii bu arada bizim askerlerimizin de ölmesine yol açtı, hala da insanları öldürmeye devam ediyorlar.
1990 Yugoslav savaşında salkım bombaları kullanıldı. Bu teknoloji harikası bombalar yere yaklaştıklarında yüzlerce küçük bombalara ayrışıyorlar ve yere düştüklerinde hala patlamamış olanlar her zaman aktif birer bomba olarak kurbanlarını bekliyorlar.
Rotthschild konuşmasına “Bu ülkelerin şimdi tamamen bizim kontrolümüz altında olduğunu sanırım söylememe gerek yok” diyerek ara verdi. Onun kaldığı yerden Rockefeller devam etti.

ZAİRE, ÇAD, YEMEN, GUATEMALA, ŞİLİ, BREZİLYA, DOMİNİK, SOMALİ, PANAMA, EL SALVADOR, BOLİVYA, EKVATOR, PERU, URUGUAY, ANGOLA’DAKİ SAVAŞLAR VE DARBELER BİZİM PLANLARIMIZDI
Zaire devletinin başına CIA destekli bir darbe ile 1965 yılında geçen Mobutu, George Bush’un deyimiyle Afrika’daki en iyi adamımız oldu.
Çad Hükümeti 1982 yılında bir darbe ile devrildi ve yerine diktatör Hissen Harbe geçirildi. Bu geçiş sırasında on binlerce insan öldü.
Yemen 1990 yılına kadar iki ayrı devlet halinde uzun yıllar birbirleriyle savaştılar. Bizim şirketlerimiz zenginleşmeye devam ettiler.
Guatemala’da hükümet, komünist rejim tehlikesi bahane edilerek CIA yardımıyla 1953 yılında devrildi ve bugüne kadar bizim tayin ettiğimiz askeri hükümetlerle ülke sonsuz bir kargaşa içinde yönetilmektedir.
Şili’de General Pinochet, 1973 yılında iktidarı ele geçirerek, yıllarca bizim isteklerimiz doğrultusunda ülkeyi yönetti. Amerika Birleşik Devletleri’ne aktardığı milyarlarca dolarla ülke ekonomisi bataklığa sürüklendi. Ülke insanları sefalet içinde yüzerken, bizler daha zengin olduk.
Brezilya'da komünizmden kurtarılan bir diğer ülkeydi. Ülke yönetimi 1964 yılında bir darbe ile devrildi, ülke Amerika Birleşik Devletleri’nin Güney Amerika’daki en güvenilir müttefiklerinden biri oldu.
Dominik Cumhuriyeti, aynı şekilde 1963 yılında bir darbe ile bizim istediğimiz yöneticilere kavuştu. Ülkenin serveti bizlere aktı.
1990’lı yıllarda Kolombiya’da uyuşturucu ile mücadele etmek maskesi altında ülke yönetimi ele geçirildi. CIA bu ülkeden gelen uyuşturucu parasıyla dünyanın çeşitli ülkelerindeki operasyonlarını finanse ediyor.
Fiji, Grenada, Panama, Somali, El Salvador işgal edildi. Sarin, hardal gazı gibi sinir gazları halk üzerinde denendi. Yüz binlerce insan öldü ve hala ölmeye devam ediyor.
Bolivya, Gana, Ekvator, Haiti, Filipinler, Peru, Uruguay, Angola, Seyşel adaları gibi üçüncü dünya ülkelerinde yapılan darbeler ve karışıklıklar hep bizim planlarımızın bir parçasıydı.

BÜTÜN ÜLKE YÖNETİMLERİNİ KONTROL ALTINDA TUTUYORUZ, AKSİ HALDE TERÖR OLAYLARINI DEVREYE SOKUYORUZ
Avrupa ülkelerinde kurulan İtalya Gladio’su benzeri istihbarat örgütleri sayesinde, bütün ülke yönetimlerini kontrol altında tutmaktayız.
İstanbuldaki sinagoglara yapılan saldırılar ve Madrid’deki tren bombalama olayları, bu ülkelere bizim isteklerimizi görmezden geldiklerini hatırlatmak için yaptırıldı.
New York İkiz Kuleler, Pentagon saldırıları, Kenya ve Suudi Arabistan’daki bombalama olayları ise tamamen bizim planlarımız doğrultusunda icra edildiler.
Ben “dünyada el atmadıkları başka ülke kaldı mı acaba” diye düşünüyordum. Rockefeller böyle beni şaşkınlığa uğratmanın zevkiyle içkisini bir yudumda bitirerek sözlerini tamamladı;

DÜNYADA HİÇBİR YERDE MAFYA VE KAÇAKÇILIK OLAYLARI BİZİM İZNİMİZ OLMADAN YAPILAMAZ
“Bu arada, bütün organizasyonların çok yüksek olan maliyetleri konusu var. Onların kaynağı ise vergiden muaf olan vakıflarımızın topladığı bağışlardan ve mafya ile olan bağlantılarımız sayesinde finanse diliyor. Dünyanın hiçbir ülkesine mafya veya kaçakçılık faaliyetleri, o devletin haberi ve izni olmadan yapılamaz. Yapılması için, üst kademelerde işbirlikçilerin olması gerekir. Bu işbirlikçiler gözünü para hırsı bürümüş insanlar seçilir ve bir kere bu işlere bulaşıldı mı, bir daha çıkış yoktur. Dünyanın her yerinde tamamen bizim kontrolümüz altında çalışan mafya, özellikle uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile ilgilenir, çünkü en tatlı para bu alanlardadır. Bu paradan biz en büyük payı alırız ve bu parayla birlikte masum görünüşlü vakıflarımızın desteğiyle bütün bu faaliyetlerimiz finanse edilir ve buna işbirlikçilere dağıtılan para ve rüşvetler dahildir.

NEDEN KUZEY AMERİKA VE BATI AVRUPA VARLIKLI BİR YAŞAM SÜRER DÜNYADAKİ 5 MİLYAR İNSAN, BİZİM 1 MİLYAR İNSANIMIZ İÇİN ÇALIŞIR
Bu örnekler inanın bana sadece buzdağının dışarıdan görünen başı. Gördüğünüz gibi dünyanın her noktası kontrolümüz altında. Hegel Diyalektiği’nin amacımız doğrultusunda ne kadar çok işe yaradığını görüyorsunuz. Hiç düşündünüz mü, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkeleri vatandaşlarına rahat ve varlıklı yaşam olanakları sunarken, dünyanın diğer ülkelerinde neden sefalet ve bitmeyen bir kargaşa var? Çünkü bizim ırkımız seçilmiş ırktır, diğerleri sadece köledirler. Eğer yaşamak istiyorlarsa ömür boyu bize bu şekilde hizmet etmek zorundadırlar. Dünyadaki 5 milyar insanı bizim toplumlarımızdaki 1 milyar insan için çalışıyorlar. Bütün zenginlikleri bizim şirketlerimize ve dolayısıyla bizim ülkelerimize atkılıyor. Biz gelişmiş ülkeler, her geçen gün daha da zenginleşirken, üçüncü dünya ülkeleri, ekonomileri çökertilmiş, halkı uydurma savaşlar ve olaylarla sefalete sürüklenmiş çaresiz bir halde; refah içinde yaşayan işbirlikçi yöneticileri ve zengin tabakları bizim emirlerimizi bekliyorlar.
Bizimle işbirliği yapanlar, çok yakında yeni dünya hükümetinde kendi bölgelerini bizim idaremiz altında yönetecekler. Üçüncü sınıf ülkelerin halkları eğitim düzeylerine göre işçi olarak çalışacaklar, bizim gibi gelişmiş halklar da bunların üstünde bir hiyerarşi içinde yönetici olarak görev yapacaklar. Bu sınıfa giren ülke insanları için cumartesi günleri dışında bütün bayram ve tatil günleri kaldırılacak ve ancak karınlarını doyurabilecekleri bir maaş karşılığında, bütün yıl boyunca haftanın altı günü çalışacaklar. Bizim insanlarımız günün çok az bir kısmını çalışmaya ayıracak ve günün geri kalan kısmını zevk ve eğlenceyle geçirecekler.
İlk önce bütün bu anlatılanları çok büyük hayaller olarak görmüştüm; ama diğer ülkelerin durumu aklıma gelince gerçekleşme olasılıklarının olduğunu hesapladım. Gerçekten de çok az televizyon seyretmeme rağmen savaş ve ayaklanma haberleri gözüme çarpıyor, açlıktan ve sefaletten sürünen insanları seyrettiğimi hatırlıyorum. Ama ben medya adamıydım ve bütün bunların sebeplerini araştıracak zamanım yoktu…


29 Aralık 2013 Pazar

ROCKEFELLER'DEN YÜZYILIN İTİRAFI (TÜRKİYE) bölüm 1

ABD’li Yahudi bankacı işadamı David Rockefeller, son yüzyılın en büyük itiraflarını yaptı. Rockefeller’e atfedilen bu itiraflar, aslında hepimizin bildiği tarihi gerçekler..


İşte David Rockefeller’in söyledikleri:

TÜRKİYE’YE ADNAN MENDERES ZAMANINDA “MARSHALL YARDIMI” İLE EL ATTIK
Mesela Türkiye’yi ele alalım. Türkler de yıllar boyu komünizme karşı savaşmıştır. 1950’lerde ülke yönetimine bize desteğimizle Adnan Menderes gelmişti. Aslında Menderes bizimle başta gayet güzel bir diyalog kurmuştu. Bizden seçimde aldığı destek karşılığında, Marshall yardımı adı altında devamlı borç alıyor ve ülkesinde yatırımlar yaparak sanayi yapısını geliştiriyordu. Fakat o kadar plansız ve programsız harcama yapıyordu ki ödeme günleri geldiğinde, bizden, borç ödemek için tekrar tekrar borç istemeye başladı. Biz de kendisinden ülkesini yabancı sermayeye açmasını ve bizim şirketlerimize özel imtiyazlar tanımasını, diğer bir deyişle Osmanlı İmparatorluğu’na dayatılan kapitülasyonlar benzeri şeyler talep ettik Menderes bize bunu hiçbir zaman kabul etmeyeceğini söyledi ve bizden uzaklaşamaya başladı. Ülke insanı ilk defa asfalt yollarla tanışıyor, fabrikalar arka arkaya dikiliyordu. Ülkenin çoğunluğu Müslüman olduğu için ülkenin her yerine camiler yaptırıyordu. Menderes bu şartlarda iktidarda ki yerini uzunca bir süre için, sağlamlaştırdığını sanıyordu. Bir darbe ile bu işe bir son verildi ve sonunun öyle bitmesini istemediğimiz halde, çalışma arkadaşlarıyla beraber idam edildi. Sadece CELAL BAYAR kurtuldu, çünkü bir MASONDU ve yakın arkadaşı Papa Roncalli ya da diğer adıyla 23. John, Vatikan’ın baskısıyla onu idamdan kurtardı.

1980 DARBESİ BİZİM İSTEKLERİMİZ DOĞRULTUSUNDA YAPILDI
Aynı ülkede gerçekleşen 1980 darbesi de bizim isteklerimiz doğrultusunda yapıldı. O zamanlar ülkede bir solcular, bir sağcılar iktidara geliyor ve bizim isteklerimiz doğrultusunda ülke ekonomisini yönlendiriyorlardı. Fakat Amerika ve Avrupa’da gelişmiş ülkelerin piyasaları doyuma ulaşmışlar ve biz yeteri kadar mal satamaz olmuştuk. Bunun üzerine diğer az gelişmiş ülkelere uyguladığımız planı onları da uygulamak istedik ve serbest piyasa ekonomisine geçmelerini ve ithalatın serbest bırakılmasını talep ettik. Bu istediğimizi kabul etmiş görünüyorlar, fakat işi uzatıyorlardı.

BİNLERCE TÜRK GENCİ UYDURMA İDEOJİLER UĞRUNA CAN VERDİ
En sonunda bu ikilem yine bildiğimiz yollarla, Ordo Ab Chaos ile çözüldü. Yani önce kaos, sonra düzen. Provokatörlerimiz aracılığıyla sağ ve sol ideoloji kavgaları başlatıldı. Aslında başında onay vermiş gibi göründüğümüz Kıbrıs Savaşı’ndan sonra ülkeye uygulanan ambargo sayesinde halk canından bezmiş, ülkede yağ ve tuz bile bulunamaz olmuştu. Karaborsacılar zenginleşirken halk iyice sefalete düşmüştü. Ülkeye gönderilen provokatörlerimiz için bu halkı kışkırtmak hiç zor olmadı. Ülke halkı sağcı ve solcu olarak iyiye bölündü ve çatışmaya başladılar. Olaylar öyle bir dereceye geldi ki, hergün elli-altmış kişi sokak çatışmalarında ölmeye başlamıştı. Bütün ülke terör korkusu altında eziliyordu. İnsanlar akşamları sokağa çıkamaz olmuştu. Her an bir serseri kurşuna hedef olmak vardı. Binlerce Türk genci uydurma ideolojiler uğruna can vermişti. Hükümetler birbiri arkasına iktidara geliyor fakat olayları önleyemiyorlardı. Sonra darbe geldi ve bütün olaylar bıçak gibi kesiliverdi. Zavallı ülke halkı bu sözde başarıyı darbenin bir neticesi olarak gördüler. Çünkü nihayet terörizm sona ermiş, ülkeye huzur gelmişti. Aslında provokatörlerin görevi bitmiş, sahneden çekilmişlerdi. Burada oynanan oyun, halkı umutsuz ve çaresiz bir duruma düşürmek ve onlara bir “kurtarıcı” sunmaktır; ondan sonra bu kurtarıcı ne yaparsan yapsın hemen kabullenecektir.

ÖZAL, İSTEKLERİMİZ DOĞRULTUSUNDA KAPILARI SONUNA KADAR AÇTI
Askeri hükümet bir süre devlet yöneticiliği yaptı ve bizim belirlediğimiz bir kişiye yönetimi devretti. Bu Turgut Özal’dı. Özal, tam da bizim isteklerimiz doğrultusunda ülkenin kapılarını bize sonuna kadar açtı. Bizim şirketlerimiz bu bakir piyasaya kurtlar gibi saldırdılar. İlk önceleri fiyatları çok düşük tutarak yerli sanayinin rekabet gücünü düşürdüler. Ülke artık Amerikan ve Avrupa yapımı mallarla dolmuştu. Sanayi şirketlerimiz stoklarını eritirken finans şirketlerimiz de ülkeyi artan ithalatı karşılayabilmeleri için yüksek faizlerle borç yatağına sürüklüyorlardı. Böylece, gelişmekte olan ülkeler olarak adlandırdığımız bu ülkelerin hemen hemen hepsinde uygulanan ve 80’li yıllarda başlatılan bu proje ile, bütün ülkeler, hem bizlerden aldıkları mallarla sanayi şirketlerimizi zenginleştirmeye devam ediyorlar, hem de bu malların karşılığı olan ödemelerini yapabilmek için bizim finans şirketlerimizden aldıkları yüksek faizli kredilerle, her sene artan bir borç batağına sürükleniyorlar.

TÜRKİYE’DE PARA İTİBAR GÖRDÜ, ARKADAŞ, DOST, AİLE GİBİ KAVRAMLAR UNUTULDU
Bu arada, Özal bütün bunların yapılabilmesi için gereken kanunları yavaş yavaş çıkarmıştı. Bu ülke vahşi kapitalist sistemle o kadar çabuk uyum sağladı ki, bizim bile düşünemediğimiz hayali ihracat gibi vurgun yöntemleri keşfettiler. İnsanlar artık en kısa ve en kolay yönden servet yapmanın peşine düştüler. Rüşvet, devlet bankalarının çeşitli entrikalarla soyulmaları, banker skandalları birkaç örnek. Arkadaş, dost, aile gibi kavramlar unutuldu ve sadece parası olanlar itibar görmeye başladı. Bu arada, yerli sanayi can çekişiyor, küçük işletmelerden başlayarak yavaş yavaş büyük işletmelere doğru bir iflas dalgası yayılıyordu. Devlet işletmeleri ise bizim istediğimiz yöneticilerin atanmaları sağlanarak zarar ettiriliyordu. Sonunda bu işletmeler ya kapatılıyor, ya da özelleştirme hikayesiyle, ucuz fiyatlarla şirketlerimiz tarafından ele geçiriliyordu.


“KÜRT DEVLETİ PROJESİNİ” HAYATA GEÇİRMEK İÇİN ÖNCE ÖRGÜT YARATTIK
Beyni yıkandığı için temiz hayallerle işe başlayan Özal, sonunda bu sistemin gerçeklerini görerek kendisini de kapitalizmin çarklarına kaptırdı. Ailesini ve yakın çevresini zengin etmeye başladı. Öyle bir duruma geldiler ki Özal’ın çevresinde prens ve prensesler ortaya çıkmaya başlamış, biz ülke monarşizme dönüyor diyerek kaygılanmaya başlamıştık. Aslında tam bir komedi oynanıyormuş. Her neyse, ülke insanının tepkisini ölçmek için kendisinden Kürt devleti fikirlerinden bahsetmesini istedik. Fakat bu düşünceler kendisine pahalıya maloldu. Biz de Kürt devleti projemizi hayata geçirmek için *** denilen bir örgüt yaratıldı. Bu örgütle uğraşmak ülke ekonomisine çok büyük zarar verdi ve şu anda koskoca Osmanlı İmparatorluğu’ndan geriye kalan bir avuç toprakta varlığını sürdüren Türkiye, bizim hiçbir istediğimiz geri çevirecek durumda değil. Sanırım yakın gelecekte topraklarından biraz daha, bir süre sonra da bizim için hala geçerli olan Sevr Antlaşması uyarınca hemen hemen tamamından fedakarlık etmek zorunda kalacak.


23 Kasım 2013 Cumartesi

ARMAGEDON




Ruhçu Öğretinin her yoldan insanları etkisi altına aldığını söylemiştik. İncil ve daha eski kutsal kitapları değiştiren, evrimi, reenkarnasyonu ve komünizmi binlerce yıldır insanlara aşılayan bu şeytani oluşum 2. Dünya Savaşı'nı da çıkartmıştı.

Sadece Kuran korunduğundan, bu ruhçuluğun tuzağından insanları kurtarabilecek yegâne kaynak olduğunu da biliyoruz.

Maddi nimetleri ve dünyayı kötü gösteren, insanları sefilliğe ve ızdıraba yönlendiren spiritüalizm yine bilindiği üzere 3. Dünya Savaşı'nı çıkartmak için geceli gündüzlü çalışıyor.

Tasavvuf, kabala, New Age akımı, masonluk, ezoterik tüm örgüt ve oluşumlar Kudüs merkezli tek bir dil, tek para biriminin geçerli olduğu tek bir dünya devleti kurmaya hizmet ediyorlar. Yahudileri dünyanın efendisi haline getirmek amacındalar. 

Daha doğrusu işin içindeki, hatta tepedeki Yahudiler hedefin bu olduğunu sanıyorlar. Gerçekte ise Yahudilerin bile kıyıma uğrayacağı bir nükleer savaşı hedefliyor şeytanlar.

Değiştirilmiş Tevrat ile kendilerine vaat edilmiş toprakları gerekirse katliamlar yoluyla ele geçirme yetkisinin verildiğine inanan Yahudiler bu uğurda İsrail'i kurdular. Ülkemizin bir kısım topraklarını da içeren haritaya kavuşuncaya kadar hiç durmadan her şeyi yapacaklar.

Spiritualist-ezoterik örgütler de var güçleriyle onlara hizmet ediyor görünüyorlar. Hatta dediğimiz gibi Kudüs merkezli, Yahudilerin elinde tek bir dünya devleti kurmayı hedefliyorlar. Komünizm bile bu amaca hizmet ediyor, anahtarları savaşsız teslim almak için. Ulus devletleri, dinleri ve bireyselliği ortadan kaldırıp, tek bir potada eriterek kolayca emellerine ulaşacaklar. 

Diğer yandan evrim ve ruhlar âlemi inançlarını insanlara aşılayarak, hem insanların kendilerine zulmetmelerini sağlıyorlar, hem de gizlice nazizmi-ırkçılığı yeşertip benimsetiyorlar. Tabii bu arada insanların iç dünyasındaki tüm dengeleri alt üst edip istedikleri kıvama getiriyorlar. 

Bir de işin Hıristiyan-Evanjelist boyutu var. Bush gibi milyonlarca Evanjelist de Yahudilerin kendilerine vaat edilen toprakları ele geçirmesini istiyorlar. Çünkü Evanjelistlere göre İncil ve Tevrat'taki kehanetler şunu söylüyor:

1-Bu yüzyılda Yahudiler kendilerine vaat edilen topraklara kavuşacaklar.
2-Bu noktadan sonra Yahudiler ile düşmanları arasında büyük bir savaş çıkacak.
3-Yahudiler yenilgiye uğrayacaklar ve bunun üzerine İsa yeryüzüne gelecek.

Yani ABD'nin İsrail'i güçlendirip diğer ülkelere saldırtmasının, İsraillilerin hedeflediklere topraklara sınırlarını genişletmesine yardımcı olmalarının temelinde kıyameti getirmek arzusu yatıyor.

Kısacası Evanjelist Hıristiyanlar aslında Yahudilerin uzun vadede mahvolmalarını istiyorlar ki bekledikleri Mesih gelebilsin. Ve bu Mesihin kendilerini yani Evanjelistleri gökyüzüne alarak kurtuluşa ulaştıracağını zannediyorlar. 

Tüm bunların gerçekleşebilmesi için de öncelikle İsrail'in kurulması gerekiyordu, kuruldu. Şimdi sınırlarının vaat edilmiş toprakları kapayacak şekilde genişletilmesi gerekiyor. Ki kıyamet savaşı aşamasına geçilebilsin.

Tüm Avrupa ülkeleri bile avuçlarının içlerinde, tek düşmeyen kale ülkemiz. Bu yüzden bir yandan doğrudan ABD ve İsrail'in dış politikaları ile yıpratılırken, bir yandan da CİA ve Mossad, ülkemizdeki ezoterik örgütlerle birlikte faaliyetleriyle bizi içten istediklere şekle-kıvama getirmeye çalışıyor. Büyük İsrail'in kurulabilmesi için, en büyük engel olarak gördükleri Türkiye'yi parçalamaya çalışıyorlar.

Büyük Ortadoğu Projesi ve Irak'ın işgali de aslında Evanjelistlerin ve Yahudilerin bu hedefine hizmet ediyor.

Ülkemizdeki Hıristiyan misyonerlerin faaliyetleri de bu yöndedir.

Kürtleri ve Ermenileri bile ülkemizi zayıflatmak için maşa olarak kullanıyorlar.

İnsanımızı Kuran'dan islam'dan uzaklaştırmak için de her türlü stratejiyi kullanıyorlar. Ateizm, New Age öğretiler-spiritualizm, Kabala ve hatta tasavvufu yaygınlaştırarak, Kuran'daki gerçek İslam'a insanımızın erişmesini engelliyorlar. 

Kısacası müttefik bildiğimiz ABD ve İsrail, hakkımızda en ürkütücü planları hazırlayanlar durumundalar. Sadece ülkemiz adına değil, aynı zamanda tüm Ortadoğu ve hatta tüm Dünya adına uyanışa geçme ve bu çılgın amaçları engelleme vakti.

Yoksa çok karanlık günler tüm insanlığı bekliyor. Özellikle 2012 yılı faaliyetlerinin hız kazanacağı dönem olabilir.

Düşman çok sinsi ve her türlü silahı kullanıyor. Sinema ve televizyonları bile...

Türkler olarak çok uyanık ve güçlü olmak zorundayız. Vücuda getirilmeye çalışılan Armagedon'u engelleyebilecek olan kilit ülke biz gözüküyoruz. Bu yüzden tüm planlar bizim üzerimize yapılıyor, sinsi çalışmalarla gücümüz kırılmaya çalışılıyor.

***
Bu güçler komünizmin gizli propagandasını çeşitli yollardan yapıp duruyorlar.

Örneğin Lemmings adlı ünlü bilgisayar oyunu(ki yıllar önce bu oyunun verdiği gizli mesajı ben açıklamıştım yerli ve yabancı forumlarda) bireyin bütün için kolayca harcanabileceği düşüncesini verdi.

Şirinler adlı ünlü çizgi film yıllarca bu felsefeyi aşılamaya çalıştı çocukların zihinlerine.

Ve ABD kaynaklı birçok bilimkurgu film ve dizisinde yine gizlice komünizm propagandası yapıldı.

Şöyle bir hatırlayın Uzay Yolu gibi dizileri, neler oluyordu?

1-Para kullanılmıyordu. Özel şirketler falan yoktu, herkes federasyonun çalışanıydı. Kimsenin özel uzay gemileri de yoktu. Hepsi ortaklaşa kullanılıyordu.

2-Hiç kimse ilahi bir dine inanmıyordu. Ama yoga ve meditasyon yapan insanlar görülüyor, ruhçu öğretinin hakimiyetini sezinliyorduk o kurgusal dünyada.


3-Tüm gezegenler tek bir federasyona bağlıydı. Ulus devletler diye bir şey de yoktu bu dizilerde.

4-İlk bakışta evrensel kardeşliği savunuyor gibiydi ama derinine inilince tam bir ırkçı felsefeye sahip olduğu görülüyordu bu dizilerin. Örneğin Asyalı veya zenci görünümlü insanlar hiçbir zaman gemilerde kaptan olmuyordu. Dizinin kahramanlarının savaştığı kimseler hayvanımsı görünümlü başka ırklardan oluşuyordu. Anglo sakson tipliler her zaman en üst yönetimdeler ve iyiler?

Ve bu beyin yıkamayla, ezoterik örgütlerin "tek bir dünya devleti" hedefleri insanlara benimsetilmeye başlanıyor.

Ayrıca M.S. 2150 gibi romanlarla yine bu çalışmalarını pekiştiriyorlar ruhçular.

Hem de ABD kaynaklı bu propaganda, dikkatinizi çekerim.

Hedeflerine ulaşmak için sabırlı ve sistemli bir şekilde çalışıyorlar. 


3 Mart 2013 Pazar

PEPSİ PARADOKSU


ŞU HABERDE yapılan bir deneyin bahsi: 90 dolarlık aynı şaraptan iki şişe alırlar. Şişelerden birini $90 etiketiyle, diğerini ise $10 etiketiyle tattırırlar deneklere. Deneklerin çoğu 90 dolarlık etiketi olan şarabın daha lezzetli ve daha kaliteli olduğunu söylerler. Fakat işin ilginci, bu denekler yalan söylememektedir. Deneklerin beyinlerine özel bir cihaz bağlarlar ve görürler ki beyin gerçekten de 90 dolarlık şarabı, 10 dolarlık aynı şaraptan daha lezzetli olarak algılar. Ta ki siz ikisinin de aslında aynı şarap olduğunu öğreninceye kadar...


Pepsi paradoksu gibi yani. Deneklere A ve B adlı markasız iki kolayı tattırdıklarında, deneklerin çoğu A'nın daha lezzetli olduğunu söyler. Ardından deneklere Pepsi ve Coca Cola'yı tattırırlar ve deneklerin çoğu bu sefer Coca Cola'nın daha lezzetli olduğunu söyler.



Oysa az önce tattıkları ve çok beğendikleri A kolası, bildiğimiz Pepsi'ydi. Beğenmedikleri B kolası ise Coca Cola'ydı. Bunun en büyük sebebi, reklamları sayesinde Coca Cola'nın daha prestijli bir intiba bırakmış olmasıdır. Bu Pepsi paradoksu öyle Pepsi'nin yaydığı bir şehir efsanesi değil, deneyleri de yapılmış gerçek bir olaydır.


24 Ocak 2013 Perşembe

FORD, ROCKEFELLER ve TAVİSTOCK



CIA'nın yaklaşık 50 yıldır uyguladığı en etkili toplumsal kontrol yöntemlerinden biri kamuoyunu değişik yapay uyarıcılarla ve şişme gündemlerle uyutmak ve kamoyunda beyin yıkama teknikleriyle istediği algıyı yaratmaktır. II.Dünya Savaşı sonrasında başlayıp bugüne kadar devam eden bu "algı mühendisliği", ABD ve ABD çıkarlarının gönüllü hizmetkarı durumundaki yerli işbirlikçilerin işini kolaylaştıran en önemli silahtır.
CIA'nın beyin yıkama ve algı mühendisliği gibi psiko-sosyo-kültürel savaş araçları "uyutma projesi" içinde yer alır. CIA, bu uyutma projesi için "insan hakları" ve "yardım kuruluşlarına" gizli fonlar aktarmıştır. "Eski Bir CIA yetkilisi, etkin ve prestijli vakıfların CIA'ya fon aktararak gençlik grupları, işçi sendiklaları, üniversiteler, yayınevleri vb kuruluşlara sayısız gizli operasyonlar düzenlettiğini, bunlara 1950'lerden itibaren 'İnsan Hakları Gruplarının ilave edildiğini açıklamıştır. " (Erol Bilbilik, İşgal Örgütleri, CIA, NATO, AB, 2.bs, Asya Şafak Yay, İst, 2008, s.9)
CIA, kontrol etmek istediği ülkelerde operasyon yapabilmek için Soğuk Savaş döneminin en önemli emperyalist kültürel projelerinden Ford Vakfı'nı ve Tavistock İnsan İlişkileri Enstitüsü'nü kurmuştur



Ford Vakfı, ABD ve CIA'nın Avrupa'daki bütün gizli operasyonlarında görev almıştır. Vakfın temel amacı antiemperyalist ve ulusal sol hareketleri etkisiz kılmaktır. Guatemala'da Demokrat Arbenz ve İran'da Musatlık hükümetini deviren, Küba, Dominik Cumhuriyeti ve Nikaragua'da açık insan hakları ihlalleri gerçekleştiren CIA'nın Ford Vakfı'dır.
CIA, toplum mühendisliğine soyunarak dünyayı ABD istekleri doğrultuusnda biçimlendirmek amacıyla ise Tavıstock İnsan İlişkileri Enstitüsü'nü kurmuştur. Enstitü, 1921'de Londra'da kurulmuştur. I ve II. Dünya Savaşı yıllarında Psikolojik Savaş Örgütü olarak çalışan Tavıstock Grubu, Rocefeller Vakfı'nın yaptığı büyük bağışlarla 1946 yılında görev alanını genişleterek yeniden yapılandırılmıştır. Rocefeller, Tavistock'a daha geniş çaplı psikolojik savaş araştırmaları yapma ve uygulama görevleri vermiştir. (Age, s.17).
Tavistock Enstitüsü'nün ilham kaynağı ünlü psikanalist Sigmond Freud'un "İNSAN DAVRANIŞLARININ KONTROLU" konusundaki araştırmaları olmuştur. Enstitü, insan davranışlarını kontrol ederek, toplumları ABD çıkarları doğrultusunda biçimlendirmek amacıyla kurulmuştur.



Tavistock Ensitüsü'nün ABD çıkarları doğrultusunda beyin yıkama tekniklerini John Colaman, "The Tavistock Instıtıte of Human Relations" adlı kitabında olanca açıklığıyla gözler önüne sermiştir.


                 Dr John Coleman'ın CIA,Tavistock faaliyet şeması: İşte Dünyayı kimler yönetiyor? sorusunun yanıtı 


Tavistock, KİTLESEL BEYİN YIKAMA TEKNİKLERİNİ ilk defa 1950'de Kore Savaşı'nda denemiştir.
"Geliştirilen, kalabalıkların kontrol metotları gizli ve halkın tepkisini çekmeyecek şekilde ABD halkı üzerinde denenmiş ve onların psikolojik tavırları tespit edilmiştir." (Age, s.18). Örneğin, 1933'de Tavistock Direktörlüğü'ne getirilen Alman Mülteci Kurt Lewin, ajanlarını düşmanalar arasına sızdırarak Harward Ünversitesi'nde geliştirilen propaganda ve beyin yıkama kampanyaları ile Amerikan halkını ABD'nin, Almanya'ya karşı savaşa girmesi için hazırlamaya çalışmıştır. (Age, s.18).

                                                                                         Alman Mülteci Kurt Lewin


1950'lerden sonra tüm CIA Programları TAVİSTOCK'un rehberliğinde oluşturulmuştur.
Roosevelt ve Churchill'in hava saldırılarının tümü Tavistock laburatuvarlarında kitlesel terörden elde edilen deneyimlere göre gerçekleştirilmiştir. (Age, s.18).

TAVİSTOCK'un önecelikli hedefi "halkın psikolojik gücünü kırmaktır." Bu amaçla Dünya Düzeni Diktatörlerine muhalefeti engellemek, aile bağını zayıflatarak, aile, din, onur, milliyetçilik ve seksüel davranışları çökertmek için teknikler geliştirmek Tavistock bilim adamlarınca yıllarca üzerinde çalışılan konulardır. (Age, s.18).

Tavistock Programları, kontrol edilecek toplumdaki "kişilerin kimlik ve ırksal mensubiyetlerinin çökertilmesine göre dizayn edilmiştir." (Age, s.19).

Tavistock stratejilerinden biri de "uyuştucu haplar" kullanılması ve "sesksüel davranışların çarpıtılmasıdır". Bu amaçla 1960'ların LSD aykırı kültürü ve öğrenci devrimi için CIA 25 milyon dolar para harcamıştır.(Age, s.19).

Bugün Tavistock, ABD'deki vakıflar ağını 6 milyar dolarlık bir bütçe ile faaliyette bulundurmaktadır. ABD'nin dünya düzeni üzerindeki kontrolünü artırmaya yönelik programlar üreten 10 büyük vakıf ve bu fakıflara bağlı olan 400 kuruluş, 3000 araştırma ve düşünce kuruluşu, Tavistock'un doğrudan kontrolu altındadır.(Age, s.20)

Tavistock Enstitisü ile kol kola çalışan Rockefeller Vakfı, aklınıza hayalinize gelmeyecek projelerle dünyayı kontrol etmenin hesaplarını yapmaktadır. Örneğin, Vakıf, dünya tarımını kopntrol etmek için projeler geliştirmiş ve uygulamıştır. Vakfın Direktörü Kenneth Wernimont bu projeleri Meksika ve Güney Amerika'da uygulamıştır. Programın hedefinde bağımsız çiftçiler vardır. Çiftçilerin yok edilmesi, bağımlı hale getirilmesi, üretimin bitirilmesi anlamına gelmektedir. Bu şekilde dünya ABD'ye muhtaç hale getirilmek istenmektedir.(Age,s.21).Bu tarım projelerinin uygulandığı ülkelerden biri de 1950-1970 yılları arasında Türkiye'dir.(Bkz. Sinan Meydan, Akl-ı Kemal, "Atatürk'ün Akıllı Projeleri", C.2, İnkılap Yayınları, İstanbul, 2012, s. 123-133).

Tavistock'un en önemli programlarından biri BEYİN YIKAMA TEKNİKLERİ'dir.Tavistock Enstitiüsü, sürekli ve kitlesel Beyin Yıkama yapmaktadır. İnsanların gerilim, korku ve endişe seli karşısında bırakılarak beyinlerinin sinirsel durumlarının değiştirilmesi amaçlanmaktadır.Nitekim Tavistock'un çalışmalarıyla, Küba Füze Krizi, bibiri peşi sıra dünyanın değişik yerlerinde siyasi liderlerin öldürülmesi, ve tvlerde hergün defalarca yayınlanan kanlı ve vahşi Vietnam Savaşı görüntüleri ile sarsılan ve bunalan 1960'lar Amerikan ve dünya gençliği zihinlerini sürekli meşgul eden milliyetçilik, sosyal sorumluluk, kamu yararı, etik değerler dünyasından uzaklaştırılarak, bireyselliği öne çıkaran Rocak müzik, uyuşturucular, holiganizm ve çarpık seks dünyasında teselli bulur hale getirilmiştir.

                                                                                                     Yıkanan Beyin


Özetle, CIA; Tavistock Enstitüsü, Ford Vakfı, Rokefeller Vakfı gibi kuruluşlarla hedef toplumları MIŞIL MIŞIL UYUTMUŞTUR, uyutmaktadır. Bu uyutmanın nasıl gerçekleştirildiği konusundaki ayrıntıları öğrenmek için "Mass Psychology: The Revolution Will Be Internalized" (Kitle Psikolojisi: Devrim içselleştirmiş Olacak) adlı sayfaya bkz. 



NASIL UYUTULUYORUZ?


Uyutulucak toplum, öncelikle CIA uzmanlarınca siyasi, sosyal, kültürel ve psikolojik incelemelere tabi tutulur, daha sonra elde edilen veriler doğrultusunda o topluma uygun bir "uyutma paketi" hazırlanır ve bu uyutma paketi söz konusu toplumu istenilen yönde biçimlendirmek için yavaş yavaş uygulamaya konulur....
Uyutma paketi uygulamaya konulurken de çok dikkatli hareket edilir, söz konusu toplumdaki en güzide kişiler ve kurumlar seçilerek devreye sokulur... Zaman zaman bu kişi ve kurumlar bile "neye ve kime" hizmet ettiklerinden habersiz ABD ve CIA'nın gönüllü neferleri olarak toplumun uyutulması projesinde yer alırlar. Uyutma Paketi daha çok medya iletişim araçlarıyla uygulanmaktadır.

Dr. Emery, Tavistock Enstitüsü'nün projeleri doğrultusunda toplumsal UYUTMANIN üç sahfada gereçekleştiğini belirtmiştir:
1. Sahfa: Moral değerlerini yitirme (Demoralisation)
2. Safha: Zihni Bölünme (Segmentation) Bu sahfada birey, zihninde yerleşik olan ulus devlet görüşünden, birey olma içgüdüsünden kopup cemaat görüşüne geçer.
3. Sahfa: Zihni Ayrışma (Disassocation) Bu safhada birey, fantezilerle, gerçekleri birbirine karıştırıp bir anlamda "robatlaşmış bir birey" haline gelir. (Dr. Emery, "Gelecek 30 Yıl Konsept, Metot ve Antipati", Tavistock Magazine (Human Relations), ABD, 1967.)


                              CIA'nın başta Tavistock Ensitüsü olmak üzere oluşturduğu sosyo kültürel kontrol ağ şeması



TAVİSTOCK'UN TÜRKİYE'DEKİ AKTÖRLERİ


CIA'nın, Tavistock Enstitüsü aracılığıyla "uyutma paketi" uyguladığı ülkelerden biri de 1946'dan beri ABD'nin stratejik ortağı olan Türkiye Cumhuriyeti'dir... Türkiye Paketi, 1946'da hazırlanmış, Bu sırada çok sayıda ABD'li uzaman Türkiye'ye gelip Türk toplumunu, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik bakımlardan derin incelemeree tabi tutmuştur. Bu incelemeler sonunda ABD'li uzamnlarca raporlar hazırlanmıştır. Bu raporlardan en önmelisi Atatürk'ün ekonomi modelini tasviye etmeyi amaçlayan Trunborg raporudur. (Bkz. Sinan Meydan, AKL-I KEMAL,"Atatürk'ün Akıllı Projeleri", C.3, İnkılap Yayınevi, İstanbul, 2012, s. 277 vd.) Türkiye'de bu raporlar doğrultusunda uyutma paketinin 1950'lerden sonra ilk uygulamaları yapılmış, 1980'lerden itibaren ise tam anlamıyla uygulanmaya başlamıştır. Özal dönemi uyutma paketinin en iyi uygulandığı dönemlerden biridir. Nitekim o dönemde kurulan ilk özel tv'inin adının Magic Box star 1 (Sihir/büyü kutusu) olması tesadüf değildir!

Türkiye'deki "uyutma paketinin" belli başlı aktörlerinin kimler, hangi kurumlar, hangi sistemler olduğunu da siz düşünün, siz araştırın artık!
"Yok böyle bir şey?" mi dediniz?
O zaman inanın bana siz de CIA' ve TAVİSTOCK'un uyuttuklarındansınız? Uyanın artık!